DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER
ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 42777

Teheccüd namazı ve duası

Resûl-i Ekrem Efendimiz geceleri kalkar, teheccüd namazı adıyla bilinen namazı kılardı. Bu namaz, kendisi için vâcib derecesinde bir mükellefiyetti. Ümmetine ise sünnet olarak intikal etmiştir.

Buhârî ve Müslim’in, İbn-i Abbas’tan rivâyet ettikleri hadîslerine göre, Efendimiz bu namaz için kalktığında duâlar okur, Rabbına ilticalarda bulunurdu. Efendimiz’in okuduğu rivâyet edilen duâ şudur:

“Allahümme leke’l-hamdü, ente kayyimü’s-semâvâti ve’l-ardı ve men fîhinne ve leke’l-hamdü. Leke mülkü’s-semâvâti ve’l-ardı ve men fîhinne ve leke’l-hamdü. Ente nuru’s-semâvâti ve’l-ardı ve men fîhinne ve leke’l-hamdü. Ente’l-hakku ve va’düke’l-hakku ve likâüke hakkun ve kavlüke hakkun ve’l-cennete hakkun ve’n-nâre hakkun ve’n-nebiyyûne hakkun ve Muhammedün Resûlüllahi hakkun, ve’s-saatü hakkun.

Allahümme leke eslemtü ve bike âmentü ve aleyke tevekkeltü ve ileyke eteytü ve bike hâsemtü ve ileyke hâkemtü. Fağfirlî mâ kaddemtü ve mâ ahhartü ve mâ esrartü ve mâ a’lentü. Ente’l-mukaddimü ve ente’l-muahhıru. Lâ ilâhe illâ ente. Velâ havle velâ kuvvete illâ billâh.”

Bu ve bildiğimiz diğer duâlarla gece namazında Rabbimize iltica eder, kusurlarımızın afvı, hatalarımızın bağışlanması için ilticada bulunur, bağışlanmamızı dileriz.

Gece namazlarına kalktığında Efendimiz’in okuduğu duâ, elbette ki bundan ibaret değildir. Sahih hadîs kitaplarında kaydedilen daha başka duâlar da vardır. Biri de şudur:

İbn-i Abbas Hazretleri, Resûl-i Ekrem Efendimiz’in gece namazına kalktığında okuduğu duâyı şöyle nakletmektedir:

“Allahümme innî es’elüke rahmeten min indike tehdi bihâ kalbi ve tecmau bihâ emri ve telümmü bihâ şa’sî ve tuslihu bihâ gâibî ve terfeu bihâ şâhidî ve tüzekki bihâ amelî ve tülhimünî bihâ rüşdî ve terüddü bihâ halfetî ve ta’sımunî bihâ min külli sûin. Allahümme innî es’elüke’l-fevze fi’l-kadâi ve nüzule’ş-şühedâi ve ayşe’s-süadâi ve’n-nâsra ale’l-a’dâi.”

Teheccüd namazı gibi gece namazlarında yapılan duâların redde uğramayacağına dâir rivâyetler çoktur. Nitekim zalim bir komşu sabahlara kadar evinde rahatsızlık çıkarır, bitişikteki masum komşusunu rahatsız eder dururmuş. Masum komşu hafiften bir dilekte bulunacağı zaman, zalim adam hemen bağırır:

– Senin evini başına yıkarım, sus bakayım, sen kim oluyorsun ki, benim gibi güçlü kuvvetli adama ses çıkarıyorsun? dermiş.

Masum komşunun canına tak demiş. Bir gün yine ikâzda bulunmuş, ama söz dinletemeyince şöyle çıkışmış:

– Senin adamların, gücün, kuvvetin varsa, benim de her gece sana fırlatacağım oklarım vardır. Bu oklarımla seni delik deşik edeceğim, göreceksin, yetti artık, demiş.

Başlamış geceleri namazdan sonra kaldırdığı ellerini ok gibi semâya uzatıp, zalim komşu için bedduâya.

Çok geçmeden zalim komşu gelip yalvarmaya başlamış:

– Sabahlara kadar uyuyamıyorum, beni ucu sivri oklarla delik deşik ediyorlar. Ne olur, beni afveyle, ne yapıyorsan ondan vazgeç. Artık seni rahatsız etmeyeceğim.

Duâda Allah’a açılan eller, düşmana uzanan oklar gibidirler.

Bir başka rivâyette bedduâ hakkında şu mühim ikâz yapılmaktadır. Bedduâ edilen kimse lâyıksa bedduâya mâruz kalır. Değilse bedduâ sahibine döner, haksız yere bedduâ edenin kendi nefsine rücû eder.

Bu bakımdan da, lânet okunan, bedduâ edilen kimsenin gerçekte buna lâyık olup olmadığını iyi kestirmek lâzımdır. Bizim bilmediğimiz sebeplerden dolayı lâyık değilse bedduâmız bize döner, kendimizi yakıp yıkar.

Zenginin biri yolda yalvaran dilenciye tek kuruş vermeden geçiyor. Gören biri de, Allah böyle zenginin belâsını versin, adam tek kuruş vermeden Cehennem olup gitti, diye bedduâ ediyor. Bunu duyan zengin geri dönüp adama şöyle karşılık veriyor:

– Ben bu dilenciye uzun zaman yardım ettim. Pek yakına kadar da yardımımı devam ettiriyordum. Geçenlerde öğrendim ki, benden aldığı sadakayla, hemen içki alıp virânesinde içki içiyor. Bunu duyunca içki parası vermekten vazgeçtim. Sadaka vermeyişim, içki parası vermek istemeyişimdendir. Sen yaptığın bedduânı geri al, yoksa ben buna lâyık olmadığımdan bedduâ geri dönüp sana gelir, kendine bedduâ etmiş olursun!..

............................

Bedduâyı yapmaktan çekinmek gerektiği gibi, bedduâya hedef edecek fiil ve hareketlerden de uzak kalmak lâzımdır. Zira başkasının bize bedduâ eden dili bizim hakkımızda günahsız olduğundan bedduâ ekseriyetle kabûl olur, te’sirini gösterir. Ne var ki, bizler başımıza gelen musibet ve belânın gerçek sebebini bilemez, başka şeylere yorumlayıp geçeriz. Halbuki hareket ve fiillerimizle celbettiğimiz bedduâların te’sirini yaşarız da, ondan gaflet etmiş oluruz.

Abdullah bin el-Mübârek Hazretleri’ne evlâdından şikâyet eden bir adam, çocuğunun itaatsızlığından dert yanıyordu. Büyük velî:

– Sen, dedi, evlâdına hiç bedduâ ettin mi?

 Adam:

– Evet, dedi. Sık sık bedduâ ederim. Canım yanınca mecbur kalıyorum!

– O zaman, dedi İbn-i Mübârek Hazretleri, kimseye şikâyet hakkın yok. Oğlunu kendin bozmuş, böyle kötü hale sen sokmuşsun. Bedduânın eserinin başka nasıl görüleceğini sanıyorsun? İşte bu gördüğün bedduânın eseridir...

Mâneviyat büyükleri darıldıkları kimselere bedduâ değil, duâ ederler, kendilerini kızdıracak hallerinden kurtulmaları niyazında bulunurlar, dillerini bedduâya alıştırmak istemezler.

Büyük velî Maruf-u Kerhî Hazretleri, bir gün Dicle kenarında otururken bir takım gençlerin bir sandal içinde eğlenerek kürek çektiklerini gördü. Gençlerin toplanıp şarkı, türkü söylediklerine kızan bazıları, “Zamane gençliğine Allah lânet etsin, bunlar böyle işte” diyerek bedduâ ederken, Maruf-u Kerhî Hazretleri ellerini kaldırıp şöyle duâ etti:

– Yâ Rab, bu gençleri burada nasıl neş’eli, zevkli bulunduruyorsan, mahşerde de böyle neş’eli ve zevkli bulundur, şu kusurlarına bakıp da azaba mâruz bırakma.

Çevresindekiler Hazret-i Maruf’a itiraz ettiler:

– Bunlar sandalda günah olan işler yapıyor; şarkı, türkü söyleyip eğleniyorlar. Biz de onun için bedduâ etmiş bulunuyoruz. Sen ise duâ ediyor, azaba uğramamalarını diliyorsun?

Şöyle cevap verdi büyük velî:

– Bunların âhirette azaba uğramamaları burada tevbe etmelerine bağlı değil mi? Demek ki, ben aynı zamanda tevbe etmelerini de dilemiş oluyorum. Netice yine doğru oluyor. Dilimi de bedduâya alıştırmıyorum.

....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org