DİNİ SORULARINIZA ÇÖZÜMLER
ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
------------

 » MAKALELER

Okunma Sayısı : 16239

HELAL TİCARETTE KÂR HADDİ NE OLMALI, VADE FARKLARI FAİZ SAYILMAZ MI?

Peygamberimiz, aldatmayan doğru tüccarın mahşerde Sıddıklarla beraber olacağı müjdesini vermiştir.

Böylesine yüksek mükafatın bir sebebi, ticarette zaman içinde doğruluğun azalması, çoğu kimselerin haram helal tanımadan yüklü kazançlar sağlamaya yönelecek olmalarıdır. Rakiplerinin meşru olmayan yollarla yüklü paralar kazanmalarına rağmen helal sınırı içinde mütevazı kâra nefsi razı etmek, her halde herkesin göze alacağı bir sadakat olmasa gerektir. Bundan dolayı Efendimiz (sav) Hazretleri:

? Doğruluktan ayrılmayan sadık tüccar mahşerde sıddıklarla birlikte olacaktır! müjdesini vermiş, her şeye rağmen meşru kârdan ayrılmayan sadık tüccarı tebrik ve teşvik etmiştir.

? Meşru kâr haddini kim tespit eder? Ne miktar kar konmalıdır ki meşru kâr olsun.?

Gerçekten de ticaretin can damarı, kârın meşru olması, helal kâra kanaat edip fahiş kazanca sapılmamasıdır.

Ancak helal kârın miktarı dondurulup ta şu kadardır, denmemiştir. Çünkü kâr, semtine ve mevsimine göre değişir. O yüzden kâr haddini o malın satıldığı muhitin örfü, adeti, makul kârla satış yaptığı bilinen yaygın tüccarlar topluluğu tespit ederler.

Çevrenin tespit ettiği bu kâr nispeti esas alınır, müşterinin bilgisizliğinden istifade ile kârı daha da yukarı çekip de fahiş kazanca gidilmez. Fazlası helal kazanca haram katmak olur.

Burada şu soru da sık sorulmaktadır.

? Taksitli satışlardaki (vade farkı denen) ilave kâr, helal mıdır? Faiz sayılmaz mı?

Bazıları bu vade farkını faize benzeterek şüpheyle karşılamaktalar. Halbuki, dindar bir tüccarın veresiye farkı koymayıp ta (faiz olur korkusuyla) vâdeliyi de peşin fiyatına satması, kısa zamanda ticari hayattan silinip yok olması demektir.

Bu da İslamın ticaret hukuku, günün ihtiyaçlarını karşılamıyor şeklinde anlaşılmasına da sebep olur. Halbuki, İslamın koyduğu ölçüler kıyamete kadar meydana gelecek yeniliklere cevap verecek elastikiyet ve özelliğe sahiptir. Yeter ki ehlinden öğrenilsin, ya da kaynağından okunsun.

Nitekim Serahsi gibi büyük fıkıh kaynakları:

? Peşin fiyatına veresiye farkı ilave ederek zamlı satmak caizdir, veresiye olduğu için ilave edilen fark faiz olmaz, haram da sayılmaz! demişlerdir.

Yeter ki ilave edilen bu veresiye farkı, fahiş miktara yükselmesin, müşterinin parasızlığı fırsat bilinerek aşırı kâr yüklemesine gidilmesin.

Burada tereddüt edilen şu ayrıntıya da dikkat çekmek isterim.

Vadeli satışlarda veresiye farkı koymak caiz olunca, vadenin de aylara bölünerek gelecek her aya uzaklığı nispetinde fiyat farkı ilave etmenin de caiz olacağı kendiliğinden anlaşılır.

Müşterinin önüne çok seçenek sunmanın caiz olmasının tek şartı; pazarlığı ortada bırakmayıp bu çok seçenekten peşin mi vadeli mi, vadeli ise kaç ay vadeli olacağını açık seçik tespit etmek, nizaı mucip belirsizlikte bırakmamak, listedeki şıklardan hangisi tercih ediliyorsa onda anlaşmayı kesinleştirmektir. Pazarlık ortada bırakılmayıp şıklardan birinde açıkça karar kılındıktan sonra mesele bitmiştir. Çok seçenekli vadeli satışlarda bir şüphe ve tereddüt artık söz konusu olmaz.

Aslında helal ticarete haram karıştıran mühim bir başka husus da:

? Satış sırasında, malı olduğundan fazla övmek, olmayan vasıflarını varmış gibi gösterip değerinden fazlaya satmak!.

Nitekim bazı pazarcılar tezgahın önüne sağlam ve temiz malları sıralıyor, arkasına ise çürüklerini yığıyorlar. Yani öndeki iyileri gösterip arkadaki çürükleri iyi fiyatına satıyor, böylece helal kazancına haram karıştırıyorlar. Bu türlü hiyleleriyle, sıddıklarla birlikte olacak sadık satıcılardan olmadıklarını ifade etmiş oluyorlar.

Halbuki, malı olduğu gibi göstermeli, malda olmayan vasıfları varmış gibi takdim etmemeli, ya da müşterinin kendi takdirine bırakarak, ?mal meydanda takdir sizindir? demekle yetinmelidir.

Peygamberimiz müşterisini aldatmayan doğru sözlü sadık tüccarlara, sıddıklarla beraber olma müjdesini verdiği gibi, müşterisini aldatan yalancı satıcılara da :

? ?Men gaşşena feleyse minna!? İkazında da bulunmakta, ?Aldatan bizden değildir!?demektedir.

Evet, ister alırken olsun isterse satarken, aldatan, Resulüllahın sevdiği ümmetinden değildir!.

O?nun sevdiği ümmeti, hem alırken hem de satarken aldatmayan kimsedir.

Geniş bilgi için bakılacak kitap: Prof. Dr. Hamdi Döndüren?in (İslami ölçülerle Ticaret Rehberi)dir. ....

 

ANA SAYFA | MAKALELER | DUA SAYFASI | ZİYARETÇİ DEFTERİ | KISA TARİHÇE | KİTAPLARI
Dini Sorulara Cevaplar 2007 - Sitede kullanılan makaleler kaynak belirtmek suretiyle farklı sitelerde ve ortamlarda kullanılabilir.
Web: www.ahmetsahin.org - Email : mail@ org - Webmaster: webmaster@ org